Gündelik Hayatın Görünmez Kuralları
Her gün onlarca sosyal durumun içinden akıp gidiyoruz: Bir kafede sıra bekliyor, trafikte diğer sürücülerle anlaşıyor, arkadaşlarımızla sohbet ediyoruz. Bütün bunları yaparken, toplumun nasıl işlediğine dair sağlam bir anlayışa sahip olduğumuzu düşünürüz. Kuralları biliriz, neyin normal neyin anormal olduğunu hissederiz. Peki ya bu sezgisel anlayışımız, buzdağının sadece görünen kısmıysa? Ya sosyal düzen sandığımızdan çok daha tuhaf, anlık ve kırılgan bir zeminde duruyorsa? Bu noktada sahneye, sosyolojiye bakışı kökünden sarsan Harold Garfinkel ve onun radikal yaklaşımı etno-metodoloji giriyor. Garfinkel, geleneksel sosyolojinin genellikle soyut teoriler ve istatistiklerle meşgul olurken asıl önemli olanı, yani sıradan insanların gündelik hayatlarını sürdürmek için her an, her saniye yaptıkları o görünmez “işi” gözden kaçırdığını savundu. Ona göre sosyal düzen, tepemizde duran bir kural kitabı değil, bizim tarafımızdan her an yeniden inşa edilen pratik bir başarıydı. Bu yazı, Harold Garfinkel’in çalışmalarından damıtılmış, sosyal dünyaya bakış açınızı temelden değiştirebilecek en şaşırtıcı ve ufuk açıcı beş fikri ele alıyor. Hazırsanız, gündelik hayatın görünmez kurallarının ardındaki sır perdesini aralayalım.

Kural Kitabını Yırtıp Atın: Aslında Kuralları “Takip Etmiyoruz”
İlk bakışta kulağa anarşist bir slogan gibi gelse de Garfinkel’in en temel iddialarından biri budur. Ona göre sosyal düzen, önceden belirlenmiş katı kuralları zihnimizde harfiyen takip etmemizle değil, eylemlerimizi diğer insanlar için “hesap verilebilir” kılma çabamızla sağlanır. “Hesap verebilirlik”, basitçe anlaşılır olmaktan daha derin bir anlama gelir; bu, eylemlerimizin meşru bir sosyal pratiğin örneği olarak gerekçelendirilebilmesi ve tanınabilmesi için üzerimizde hissettiğimiz amansız bir sosyal baskıdır. Bu durumun en sarsıcı sonucu şudur: Toplumsal istikrar, paylaşılan değerlere veya tepeden inme bir yaptırıma değil, her an anlaşılır görünmek için gösterilen sürekli, kırılgan ve anlık bir çabaya dayanır. Garfinkel, talimatların ve kuralların her zaman eksik olduğunu ve asıl anlamlarının ancak eylem sırasında, o anın içinde ortaya çıktığını savunur. Kurallar bize ne yapacağımızı söylemez; biz eylemlerimizle kuralların o durum için ne anlama geldiğini inşa ederiz. Bu fikri somutlaştırmak için basit bir örnek düşünelim: demonte bir sandalyeyi montaj talimatlarına bakarak kurmak. Talimat sayfası tek başına anlamsızdır. Üzerindeki çizimler ve adımlar, siz elinize bir vida alıp, doğru parçayı doğru delikle eşleştirmeye çalışana kadar havada kalır. Hatta bazen bir adımı yanlış yapar, geri döner ve ancak o zaman talimatın “aslında ne demek istediğini” anlarsınız. Bu süreçte talimatları pasif bir şekilde takip etmezsiniz; aksine, eylemlerinizle o talimatların anlamını geriye dönük olarak yaratırsınız. Başarıyla monte edilmiş sandalye, eyleminizi “talimatlara uygun” olarak hesap verilebilir kılar ve bu sayede talimatları doğrulamış olur. Garfinkel’e göre kurumsal düzenler, kurallar ve kurallara uyma yoluyla değil, eyleme hesap verebilirlik kısıtlamaları getirerek işler. Talimatlandırılmış eylem, hesap verilebilir eylemdir.

Kayda Aldığınız Şey Gerçeğin Sadece Bir Gölgesi: “Fenomeni Kaybetmek”
Bir olayı videoya çektiğimizde veya istatistiksel olarak ölçtüğümüzde, gerçeği sadakatle yakaladığımızı düşünürüz. Garfinkel ise bunun tam tersini iddia eder: bir etkinliği kaydetmek veya ölçmek, o etkinliği var eden asıl “işi” gizler ve ortadan kaldırır. Buna “fenomeni kaybetmek” adını verir. Ona göre geleneksel sosyoloji (Formal Analitik yaklaşım), gerçek, anlık ve yaşanmış deneyimi istatistiklere, anket sonuçlarına ve kavramsal modellere indirgeyerek asıl olguyu, yani o deneyimin “canlılığını” kaybeder. Garfinkel bu ayrımı basit bir notasyonla gösterirdi: ~ ~ bir olayın dağınık, canlı ve anlık gerçekliğini temsil ederken, ( ) onun temiz, basitleştirilmiş kaydını veya kavramını ifade eder. Bu konsepti anlamak için Garfinkel’in öğrencilerinden istediği bir alıştırmayı ele alalım: metronomla aynı tempoda alkış tutmak ve bunu videoya kaydetmek. Videoyu izlediğinizde ne görürsünüz? Metronomla mükemmel bir uyum içinde, ritmik bir şekilde alkışlayan bir insan. Sonuç budur. Ancak video, bu sonuca ulaşmak için harcanan görünmez çabayı tamamen gizler. Garfinkel’in keşfettiği şudur: Bir kişi metronomla mükemmel senkronizasyonu yakalamak için, aslında metronomu duyamayacak kadar onunla bir olmalıdır. Eğer metronomun “tık” sesini duyuyorsanız, bu, zaten ritmin gerisinde kaldığınız anlamına gelir. Dolayısıyla asıl iş, sesi duymamaya çalışarak bedeni öngörülü bir şekilde bir sonraki alkışa hazırlamaktır. Bu anlık, bedensel ve öngörülü çaba, kayıtta asla görünmez. Kısacası: “Kayıtlar bize sonucu gösterir, ancak sonuca ulaşmak için harcanan ve o anın içinde gerçekleşen anlık, bedensel ve öngörüsel çabayı göstermez.”

Gerçeği Anlamak İçin “İçeriden Biri” Olmalısınız
Geleneksel bilim anlayışı, bir araştırmacının incelediği konuya “objektif” ve “dışarıdan” bir mesafede durması gerektiğini söyler. Garfinkel ise bu fikre tamamen meydan okur ve “yöntemlerin benzersiz yeterliliği” (unique adequacy requirement of methods) ilkesini ortaya atar. Bu ilkeye göre, bir sosyal ortamı (örneğin bir polis departmanını, bir ameliyathaneyi veya bir bilim laboratuvarını) gerçekten anlamak için dışarıdan bir gözlemci olmak yetmez. O işi yapanların sahip olduğu pratik yetkinliğe ve bilgiye sahip olmanız gerekir. Etno-metodologlar, inceledikleri alandaki uygulayıcılar (polisler, cerrahlar, bilim insanları) tarafından ciddiye alınacak kadar o alana hakim olmalı, onların dilini ve pratik zorluklarını anlamalıdır. Bu ilkeyi hayata geçirmek için etno-metodologlar genellikle “hem içeriden hem de dışarıdan” biri olarak çalıştıkları “hibrit çalışmalar” (hybrid studies) yürütürler. Yani, bir polis departmanının nasıl çalıştığını anlamak için sadece gözlem yapmakla kalmaz, aynı zamanda polislik pratiğinin gerektirdiği yöntemleri ve zorlukları bizzat deneyimleyecek kadar işin içine girerler. Ancak bu şekilde, o sosyal dünyanın gerçekliği “içeriden” bir bakışla kavranabilir.

O “Garip” Sosyal Deneyler Aslında Bir Araştırma Yöntemi Değildi
Etno-metodoloji denince akla ilk gelen şeylerden biri, öğrencilerin gündelik hayatın kurallarını kasten ihlal ettiği “bozma deneyleri”dir (breaching experiments). Örneğin, bir mağazada pazarlık yapmaya çalışmak ya da aile üyelerine bir yabancı gibi davranmak. Bu deneyler, yaklaşımın sansasyonel bir parçası olarak görülse de gerçek çok daha farklıdır. Kaynak metinler, bu deneylerin birincil bir araştırma programı olmadığını açıkça ortaya koyar. Bunlar, Garfinkel’in öğrencilerine sosyal düzenin ne kadar hassas ve sürekli bir çaba gerektirdiğini ilk elden göstermek için tasarladığı “eğitim alıştırmaları” (tutorial exercises) idi. Amaç, bilimsel veri toplamak değil, öğrencilerin normalde “doğal” ve “verili” kabul ettikleri sosyal gerçekliği ayakta tutmak için aslında ne kadar çok görünmez “iş” yaptıklarını fark etmelerini sağlamaktı. Bu alıştırmalar, sosyal düzenin tepeden inme kurallarla değil, insanların anlık ve ortak çabalarıyla nasıl sürdürüldüğünü sarsıcı bir şekilde gösteriyordu. Bu nokta, etno-metodoloji hakkındaki yaygın bir yanlışı düzeltmekle kalmaz, aynı zamanda yaklaşımın pedagojik derinliğini de gözler önüne serer.

Sosyal Düzen Soyut Bir Yapı Değil, Her An İnşa Edilen Somut Bir Eylemdir
Geldik Garfinkel’in en temel ve devrimci argümanına: Sosyal düzen, sosyoloji kitaplarında anlatıldığı gibi tepemizde duran soyut bir “yapı”, “toplumsal normlar bütünü” veya “kültür” değildir. Aksine sosyal düzen, insanların her an, her etkikşimde, somut ve bedensel eylemleriyle yeniden ve yeniden ürettikleri pratik bir başarıdır. Geleneksel sosyoloji düzeni “kavramsal” olarak ararken, Garfinkel onu “gözlemlenebilir, tanık olunabilir ve somut ayrıntılarında” aradı. Onun için düzen, “plenum” olarak adlandırdığı gündelik hayatın karmaşık, yoğun ve anlık dokusunun tam içinde bulunuyordu. Bir süpermarket kasasındaki sıranın oluşumu, iki kişinin bir sohbeti sürdürmesi, bir tamircinin bir motoru onarması; bunların hepsi, sosyal düzenin anlık olarak başarıldığı somut yerlerdir. Düzen, teorilerde değil, eylemin kendisindedir. Garfinkel, sosyal düzenin, ne kadar kavramsal olarak açık olursa olsun genellemelerde değil, yerel ortamların somut ayrıntılarında bulunacağını savundu.

Artık Neye Dikkat Edeceksiniz?
Bu beş fikir bir araya geldiğinde, sosyal gerçekliğe dair radikal bir tablo ortaya koyar. Garfinkel bize, sosyal düzenin soyut teorilerde veya büyük anlatılarda değil, hepimizin her gün, her an katıldığı pratik, bedensel ve anlık başarılarda yattığını gösterdi. Kuralları “takip etmek” yerine, eylemlerimizi sürekli olarak “hesap verilebilir” kılarak bir düzen yaratırız. Bu düzenin canlılığını kayıtlara ve istatistiklere hapsettiğimizde kaybeder, onu anlamak içinse “içeriden biri” olmamız gerekir. Tüm bunlar, sosyal hayatın önceden yazılmış bir senaryo değil, her an sergilenen ustaca ve büyük ölçüde görünmez bir performans olduğunu ortaya koyar. Garfinkel’in mirası, bizi kendi gündelik hayatımızdaki bu görünmez “işleri” fark etmeye davet ediyor. Bugünden sonra, bir süpermarket kuyruğunda beklerken, bir arkadaşınızla sohbet ederken veya sadece bir talimatı izlerken, aslında ne kadar karmaşık bir sosyal iş başardığınızı fark edecek misiniz?

Yazar Hakkında

Sosyoloji alanında doktora çalışmalarını sürdüren yazarın akademik ilgi alanları arasında; göç, kimlik inşası; entegrasyon süreçleri, ilişkisel sosyoloji ve nitel araştırma yöntemleri yer almaktadır.

DergiPark Profili için tıklayınız

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir