Otomatik Pilotta Bir Yaşam
Gündelik hayatımızın ne kadarını gerçekten düşünerek geçiriyoruz? Sabah kahvemizi hazırlarken, işe giderken ya da akşam yemeği yerken yaptığımız eylemlerin çoğu, üzerine kafa yormadığımız, sorgulamadığımız bir otomatik pilot modunda gerçekleşir. Dünyayı, nesneleri ve diğer insanları “apaçık” ve “olduğu gibi” kabul ederiz. Filozof Alfred Schutz, tam da bu sorgulanmayan, gündelik dünyaya felsefi bir mikroskopla bakmış ve gerçekliği deneyimleme biçimimizin temelinde yatan şaşırtıcı ve karmaşık yapıları ortaya çıkarmıştır. Bu yazı, Schutz’un gündelik hayat algımızı temelinden sarsacak en çarpıcı beş fikrini, herkesin anlayabileceği bir dille ele alıyor.

Gerçekliğiniz Bir İnanç Meselesi Değil, Şüphenin Askıya Alınmasıdır
Çoğumuz, dış dünyanın varlığına “inandığımızı” düşünürüz. Schutz’a göre bu, resmin tamamı değil, hatta tam tersidir. Onun “doğal tavrın epokhesi” (epoche of the natural attitude) adını verdiği kavrama göre, bizler gündelik hayatta dünyanın varlığından şüphe etmeyi aktif olarak bırakırız. Bu, bir sandalyenin sizi taşıyacağına inanmaktan daha derindir. Bu, o sandalyeyi oluşturan atomların kuantum düzeyinde dağılma ihtimalini düşünmeyi bile aktif ve bilinçsiz bir şekilde reddetmektir. Siz zemine inanmazsınız; altınızdaki boşluğa dair şüpheyi askıya alırsınız. İşte bu askıya alma, dünyanızı somut tutmak için yaptığınız o görünmez ve aralıksız iştir. Gerçeklik, pasif bir şekilde kabul ettiğimiz bir şey değil, dünyanın göründüğünden farklı olabileceği şüphesini parantez içine alarak her an yeniden inşa ettiğimiz bir yapıdır.

Tek Bir Gerçeklikte Değil, “Anlam Alanları” Arasında Sıçrayarak Yaşıyorsunuz
Hayatınızın tek ve bütünsel bir gerçeklik içinde aktığını düşünüyorsanız, Schutz’a göre yanılıyorsunuz. Onun “çoklu gerçeklikler” ya da “sonlu anlam alanları” (finite provinces of meaning) teorisine göre, bizler sürekli olarak farklı gerçeklikler arasında gidip geliriz. Pratik eylemlerde bulunduğumuz gündelik çalışma dünyası (paramount reality), bizim için temel gerçekliktir. Ancak bu, tek gerçeklik değildir. Rüyalar, fanteziler, bir sanat eserine daldığımız anlar ve bilimsel düşünce gibi her biri kendine özgü kurallara, zaman algısına ve mantığa sahip sayısız “anlam alanı” daha vardır. Schutz, Kierkegaard’dan ödünç aldığı bir fikirle, bu farklı gerçeklikler arasında geçiş yapmanın bir “sıçrama” veya “şok” gerektirdiğini söyler. Bir bilgisayar kodundaki hatayı ayıklarken geçerli olan soğuk, mantıksal “anlam alanının” kurallarıyla, yas tutan bir arkadaşınızı teselli ederken girdiğiniz duygusal, doğrusal olmayan “anlam alanının” kurallarını karşılaştırın. “Şok” dediğimiz şey, bu iki farklı kural seti arasında geçiş yaparken yaşanan zihinsel savrulmadır. Bizler tek bir dünyada gezinen istikrarlı varlıklar değil, her biri kendi anlam fiziğine sahip evrenler arasında sürekli sıçrayan çevik bilinçleriz.

Dünyayı Olduğu Gibi Değil, “Biyografik Durumunuzun” Gözünden Görüyorsunuz
Aynı olayı izleyen iki kişinin neden tamamen farklı anlamlar çıkarabildiğini hiç merak ettiniz mi? Schutz bu durumu, her birimizin dünyayı kendi benzersiz “biyografik durumu” (biographical situation) içinden algıladığını söyleyerek açıklar. Her birey, geçmiş deneyimlerinin birikimi (“tortulaşma”) olan “el altındaki bilgi stoku” (stock of knowledge at hand) ile donatılmıştır. Bu, dünyayı algıladığımız kişisel bir filtre oluşturur. Örneğin bir şehir meydanındaki anıtı düşünün. Bir tarihçi onu belgelenmiş gerçekler ve siyasi bağlam filtresinden görür. Bir heykeltıraş onun formunu, dokusunu ve yaratılışındaki zorluğu görür. Atası o anıtla onurlandırılmış bir kişi ise derin, kişisel bir bağ hisseder. Aynı taş, aynı yer, ama her biri benzersiz bir biyografik durum tarafından tanımlanan tamamen farklı üç deneyim nesnesi. Bu benzersiz “biyografik durum” sadece gündelik dünyayı filtrelemez; aynı zamanda hangi “anlam alanlarının” sizin için daha erişilebilir veya önemli olduğunu ve onları nasıl yorumladığınızı da belirler.

Eylemlerinizi Gelecekte Tamamlanmış Gibi Hayal Ederek Planlıyorsunuz
Kırıcı bir davranışınız için zor bir özür dilemeyi planladığınızı düşünün. Schutz’a göre bu eylemi planlarken zihninizde karmaşık bir zaman yolculuğu yaşarsınız. Önce geleceğe sıçrar ve özrün başarılı bir şekilde dilendiği ve kabul edildiği o andan sonraki rahatlama ve barışma hissini hayal edersiniz. Schutz, bunu Latince bir terimle ifade eder: modo futuri exacti (gelecekte bitmiş zaman kipinde düşünmek). Bu gelecek durum, planınızın çapasıdır. Ardından, bu başarı hissinden geriye doğru çalışarak gerekli adımları yeniden inşa edersiniz: doğru zamanı seçmek, doğru kelimeleri bulmak, ses tonunuzu ayarlamak. Schutz, bu eylemin arkasındaki iki tür motifi de ayırt eder:

• “İçin-diye” motifleri (in-order-to motive): Gelecekteki amaçlardır. Bu eylemi, ilişkiyi onarmak için yapıyorsunuz.
• “Çünkü” motifleri (because motive): Geçmişe dayalı nedenlerdir. Bu eylemi, geçmişteki davranışınızdan kaynaklanan suçluluk ağır bir yük haline geldiği için yapıyorsunuz.

Bir eylemi tamamlanmış olarak hayal ettiğinizde, onu sıfırdan icat etmezsiniz. O gelecek vizyonunu, geçmişinizin ham maddelerini —”el altındaki bilgi stokunuzu”— kullanarak inşa edersiniz. Gelecekteki bir başarıyı tasavvur etme yeteneğiniz bile, benzersiz “biyografik durumunuzun” sağladığı geçmiş deneyimlerin tortusu üzerine kuruludur.

Gündelik Hayatınızın Motoru, Temel Bir Kaygıdan Güç Alıyor: Ölüm Korkusu
Gündelik hayatın koşuşturması, hedeflerimiz, projelerimiz ve korkularımız… Tüm bunların arkasındaki nihai itici güç nedir? Schutz’a göre cevap sarsıcıdır: “temel kaygı” (fundamental anxiety). Schutz, gündelik hayatta neyin bizim için “önemli” veya “alakalı” olduğunu belirleyen tüm sistemin, en derindeki tek bir deneyime dayandığını savunur: bir gün öleceğimizi bilmemiz ve bundan korkmamız. Bu fikir, en kişisel hedeflerinize kadar uzanır. Giriştiğiniz her proje —terfi için verilen her mücadele, yazılan her kitap, kurulan her ilişki— kökeninde hiçliğe karşı bir protestodur. Schutz’un deyimiyle “dünyaya hükmetmek” için harcadığınız enerji, kendi sonluluğunuza dair ilkel bir korkuyla beslenir. Günlük yapılacaklar listeniz sadece bir dizi görev değildir; boşluğa karşı kaldırdığınız bir kalkandır. Bizi eyleme iten şey, nihayetinde var olmama ihtimalidir.

Şimdi Hangi Varsayımlarınızı Sorgulayacaksınız?
Alfred Schutz, basit olmaktan çok uzak bir yaşamı ortaya koyar. Gerçekliğimizi, şüpheyi paranteze alarak (1) aktif bir şekilde bir arada tutarız; her biri geçmişimizin değiştirilemez merceğinden (3) görülen anlam dünyaları (2) arasında sıçrayarak yaşarız. Kendimizi, geleceği çoktan tamamlanmış gibi hayal ederek (4) ileriye doğru iteriz ve tüm bunlar, ölümle ilgili temel kaygımızla (5) yüzleşirken anlam inşa etmek için kullandığımız karmaşık, umutsuz ve güzel bir stratejidir. Bu fikirler ışığında, şimdi kendi hayatınıza baktığınızda, bugüne dek hiç sorgulamadan kabul ettiğiniz hangi varsayımlarınızı yeniden gözden geçireceksiniz?

Yazar Hakkında

Sosyoloji alanında doktora çalışmalarını sürdüren yazarın akademik ilgi alanları arasında; göç, kimlik inşası; entegrasyon süreçleri, ilişkisel sosyoloji ve nitel araştırma yöntemleri yer almaktadır.

DergiPark Profili için tıklayınız

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir