Claude Lévi-Strauss’un “Hepimiz Yamyamız” (Nous sommes tous des cannibales) adlı eseri, bir kitap eleştirmeni gözüyle değerlendirildiğinde, antropolojinin sadece uzak ve “egzotik” toplumları inceleyen bir bilim dalı olmadığını, aksine güncel modernitenin aynası olduğunu kanıtlayan bir başyapıttır. Eser, yazarın 1989-2000 yılları arasında La Repubblica gazetesi için kaleme aldığı on altı metinden oluşur ve “deli dana” salgınından Lady Diana’nın ölümüne kadar pek çok güncel olayı antropolojik bir süzgeçten geçirir.
Bu eserde dikkat çeken gereken temel noktalar şunlardır:
• “Uzaktan Bakma” Pratiği: Lévi-Strauss, kendi toplumu içindeki bir ayini veya olayı anlamak için “uzaktaki yakındakine ışık tutar” ilkesini kullanır. Örneğin, Noel Baba’nın Dijon’da yakılması olayını analiz ederken, bu modern ritüeli Amerika yerlilerinin kachina’ları veya Roma’nın Saturnalia şenlikleriyle kıyaslayarak, aslında modern insanın da ölüler ve diriler arasındaki kadim karşıtlığı nasıl yeniden ürettiğini gösterir.
• Barbarlık ve Görelilik Tartışması: Eser, Montaigne’in “Herkes kendi alışık olmadığı şeye barbarlık der” sözünü merkeze alarak, kültürel görelilik ile Aydınlanma felsefesi arasındaki gerilimi inceler. Yazar, kadın sünneti gibi sarsıcı uygulamaları dahi kendi bağlamı içinde açıklamaya çalışarak, okuru mutlak ahlaki yargılardan önce toplumsal yapıyı anlamaya davet eder.
• Modernitenin “Yamyamlık” Biçimleri: Kitaba adını veren deneme, yamyamlığı sadece ilkel bir beslenme biçimi olarak değil, bir insanın bedeninden gelen parçaların (organ nakli, hormon tedavisi vb.) bir başka bedene sokulması olarak tanımlar. Bu perspektif, modern tıbbi uygulamaları yamyamlığın bir türü olarak kavrayarak, “uygar” ve “yaban” arasındaki sınırları belirsizleştirir.
• Bütüncül Zaman Algısı: Eser, tarihöncesi sanatçıların dehası ile modern sanatçıların portrelerini; genetik kodun yapısı ile dilin işleyişini yan yana getirerek, insanlık tarihindeki “kesintili evrimi” ve zihinsel yapıların sürekliliğini vurgular.
Sonuç olarak, bu eser antropolojinin sadece kütüphanelerde veya uzak adalarda değil, günlük gazete manşetlerinin tam ortasında yaşadığını göstermektedir. Lévi-Strauss, güncel sorunlara bir etnoloğun “basiretli karamsarlığı” ile yaklaşırken, okura kendi toplumunun ne kadar “arkaik” olabileceğini hatırlatır.
Bu eseri bir benzetmeyle açıklayacak olursak; “Hepimiz Yamyamız”, modern hayatın karmaşası içine yerleştirilmiş devasa bir periskopa benzer. Bu periskopun bir ucu günümüzün gazete manşetlerine bakarken, diğer ucu binlerce yıl önceki bir kabilenin mitosuna veya ritüeline uzanır. Okur, periskopun içinden baktığında aslında iki ucun da aynı insanlık hakikatini, sadece farklı kostümlerle yansıttığını görür.
Sosyoloji alanında doktora çalışmalarını sürdüren yazarın akademik ilgi alanları arasında; göç, kimlik inşası; entegrasyon süreçleri, ilişkisel sosyoloji ve nitel araştırma yöntemleri yer almaktadır.


Bir yanıt yazın