Anthony Giddens’ın “İleri Toplumların Sınıf Yapısı” (The Class Structure of Advanced Societies) adlı eseri, sosyoloji literatüründe Marksist sınıf analizi ile Weberci “pazar kapasitesi” yaklaşımını harmanlayan en sofistike ve kalıcı sentezlerden biri olarak değerlendirilmelidir. Bu çalışma, 1960’ların sonunda sosyolojinin içine düştüğü teorik krize (yapısal-fonksiyonalizmin yetersizliği ve ortodoks Marksizm’in dogmatizmi) verilmiş en güçlü ve sistematik cevaplardan biridir.
Eseri şu temel temalar üzerinden şekillendirebiliriz:
• Sınıf Yapılaşması (Class Structuration) Devrimi: Giddens’ın en büyük başarısı, “ekonomik sınıf” ile “toplumsal sınıf” arasındaki o meşhur boşluğu “sınıf yapılaşması” kavramıyla kapatmasıdır. Yazara göre sınıflar sadece ekonomik kategoriler değil, pazar kapasitelerinin toplumsal ilişkilere ve yaşam tarzlarına tercüme edildiği dinamik süreçlerdir.
• Pazar Kapasitesinin Yeniden Tanımı: Giddens’ın, mülkiyet kavramını Marx’ın dar tanımından kurtarıp daha geniş bir “pazar kapasitesi” çerçevesine oturtmasını oldukça vizyoner gözükmekte. Giddens; mülkiyet sahipliği, eğitimsel/teknik vasıflar ve el emeği gücü olmak üzere üç temel pazar kapasitesi tanımlayarak, modern toplumdaki “üst”, “orta” ve “işçi” sınıfı üçlemesini teorik bir zemine oturtur.
• Neo-Kapitalizm ve Devlet Analizi: Eser, kapitalizmin “laissez-faire” döneminde takılıp kalmadığını, devlet planlaması ve mega-şirketlerin egemen olduğu “neo-kapitalizm” evresine geçtiğini saptar. Giddens, devletin ekonomiye müdahalesinin kapitalizmin sonu değil, aksine onun “kurumsal güç vasıtası”nın bir parçası olduğunu savunarak geleneksel görüşleri sarsar.
• Sosyalizm ve Sınıfsızlık Eleştirisi: Giddens, sosyalist toplumları “sınıfsız” olarak niteleyen ideolojik retoriği dekonstrükte eder. Özel mülkiyetin kaldırılmasının sömürüyü bitirmediğini, aksine gücün devlet bürokrasisi ve Parti elinde toplanmasıyla bürokratik bir hakimiyet sistemi yarattığını vurgular.
• Sosyal Hareketlilik ve “Tampon Bölge”: Kitap, el emeği ile beyaz yaka işleri arasındaki sınırı bir “tampon bölge” (buffer zone) olarak tanımlar. Sosyal hareketliliğin bu sınırda yoğunlaşmasının, sınıflar arası radikal kutuplaşmayı engelleyen yapısal bir mekanizma olduğunu ortaya koyar.
Sonuç olarak, Giddens’ın bu eseri, sosyolojik muhayyileyi hem tarihin derinliklerine (feodalizmden çıkış) hem de geleceğin belirsizliğine (sosyalizmin ve neo-kapitalizmin çelişkileri) götüren entelektüel bir pusula niteliğindedir. Yazar, sınıfın “öldüğünü” iddia edenlere karşı, sınıfın sadece biçim değiştirdiğini ve toplumsal yapının ana ekseni olmaya devam ettiğini kanıtlamaktadır. Bu eseri bir benzetmeyle açıklayacak olursak; Giddens’ın tasvir ettiği sınıf yapısı, bir binanın sadece katlarından (katmanlaşma) ibaret değildir; o katlar arasındaki merdivenlerin (sosyal hareketlilik), odaların nasıl paylaşıldığının (pazar kapasitesi) ve binanın tapusunun kimde olduğunun (kurumsal güç) karmaşık bir mimari planıdır. Giddens bize bu binanın sadece dış cephesini değil, odalar arasındaki gizli geçitleri ve kolonların dayanıklılığını gösteren bir usta mimar gibi seslenmektedir.
Sosyoloji alanında doktora çalışmalarını sürdüren yazarın akademik ilgi alanları arasında; göç, kimlik inşası; entegrasyon süreçleri, ilişkisel sosyoloji ve nitel araştırma yöntemleri yer almaktadır.


Bir yanıt yazın