Alaeddin Şenel’in “Kemirgenlerden Sömürgenlere: İnsanlık Tarihi” adlı eseri, insanlığın biyolojik ve kültürel serüvenini ulusçu, dinci veya Batı merkezli kısıtlamalardan arındırılmış, devasa bir sentez olarak öne çıkmaktadır. Yazar, maddeden canlılığa, oradan da günümüzün “sömürgen” insanına uzanan bu uzun yürüyüşü, hem bilimsel bir titizlikle hem de okuru bir belgesel havasına sokan edebi bir akıcılıkla sunuyor.

Eserin öne çıkan en güçlü yönlerini şu başlıklar altında toplayabiliriz:
• Bütüncül ve Disiplinlerarası Yaklaşım: Şenel, tarihi sadece savaşlar ve krallar kronolojisi olarak görmez. Antropoloji, biyoloji, arkeoloji ve sosyoloji gibi pek çok daldan beslenerek, insanı “düşünen, araç yapan, simge kullanan bir toplumsal hayvan” olarak tanımlar ve bu özelliklerin tarih boyunca nasıl şekillendiğini inceler.
• Özgün “Uygarlık” Analizi: Kitap, uygarlığın doğuşunu lirik bir anlatıdan ziyade nesnel koşullara dayandırır. “Toplumsal artı aktarımı” kavramını merkeze alarak, göçebe çobanlar ile yerleşik çiftçiler arasındaki “talan, yağma, haraç, vergi” döngüsünün devleti ve sınıflı toplumu nasıl yarattığını çarpıcı bir biçimde sergiler.
• Düşünce Evriminin Sosyolojisi: Yazar, insan düşünüşünü sihirsel, dinsel ve bilimsel aşamalara ayırırken, bu biçimlerin her birinin ardındaki üretim ve yaşayış biçimlerini deşifre eder. Dinsel ideolojinin, özellikle Mezopotamya örneğinde, eşitsizlikçi toplumsal yapıyı nasıl “tanrı-kul” ilişkisi üzerinden meşrulaştırdığını eleştirel bir süzgeçten geçirir.
• Kurgusal ve Canlı Anlatım: Bölümler arasına serpiştirilen “Avdan dönenin mızrağı kırılsın” veya “Ayın altında dönen ilk tekerlekler” gibi senaryolar, karmaşık tarihsel süreçleri okurun zihninde ete kemiğe büründürür.
Sonuç olarak, bu eser sadece bir tarih kitabı değil, aynı zamanda insanın kendi doğasını ve kurduğu sömürü düzenlerini anlaması için bir ayna niteliğindedir. Şenel, “aynı koşullar altında olsaydım ben de aynısını yapabilirdim” diyebilmenin, insanlık tarihini anlamanın anahtarı olduğunu hatırlatarak okuru derin bir empatiye ve sorgulamaya davet eder. Bu eseri bir benzetmeyle açıklayacak olursak; insanlık tarihi, yazarın tasvir ettiği gibi iki ana zembereği olan bir çalar saate benzer. Bu zembereklerden biri üretim teknolojisidir ve hayatın her anında saatin tık tık işlemesini, yelkovanın ilerlemesini sağlar; diğeri ise savaş teknolojisidir, kurulduğu an gelene kadar sessiz kalsa da çaldığı zaman tüm düzeni temelinden sarsıp insanlığı yeni bir sabaha uyandırır. Eser, bu saatin içindeki tüm çarkların birbirine nasıl geçtiğini gösteren kapsamlı bir ustalık belgesidir.
Yazar Hakkında

Sosyoloji alanında doktora çalışmalarını sürdüren yazarın akademik ilgi alanları arasında; göç, kimlik inşası; entegrasyon süreçleri, ilişkisel sosyoloji ve nitel araştırma yöntemleri yer almaktadır.

DergiPark Profili için tıklayınız

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir