Zevklerimizin Gizemi
Neden bazı insanlar minimalist bir tabloya hayran kalırken, diğerleri gerçekçi bir manzara resmini tercih eder? Müzik zevkleri nasıl bu kadar ayrıştırıcı olabilir? Arkadaşlarınızla bir film üzerine hararetli bir tartışmaya girdiğinizde, bu kadar kişisel ve içten gelen bir beğeninin nasıl bu kadar farklı olabildiğini hiç düşündünüz mü?
Hepimiz zevklerimizin kimliğimizin bir parçası olduğunu, ruhumuzun en derinlerinden gelen eşsiz bir ifade olduğunu düşünürüz. Ancak ya bu düşünce bir yanılsamadan ibaretse? Ya en kişisel sandığımız estetik seçimlerimiz, görünmez sosyal güçler tarafından şekillendiriliyorsa?
Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, çığır açan eseri Ayrım (Distinction) ile tam da bu konuya eğilir. Bourdieu’ye göre zevklerimiz, estetik tercihlerimizin ardında yatan gizli sosyal mantığı ortaya koyar. Bu makale, Bourdieu’nün araştırmasından çıkan en şaşırtıcı ve etkili beş çıkarımı damıtarak, beğenilerinizin ardındaki görünmez kuralları gözler önüne serecek.
1. Zevkiniz Kişisel Değil, Sosyal Bir Kimliktir
Bourdieu’nün temel argümanı şok edicidir: Zevk, bireysel bir tercih değil, sosyal sınıfın bir göstergesidir. Ona göre, toplumda beğeniler kabaca üç ana bölgeye ayrılır ve bu bölgeler eğitim seviyeleri ve sosyal sınıflarla örtüşür:
• Meşru Zevk: Bu, genellikle eğitim sermayesi bakımından zengin olan egemen sınıfın zevkidir. Müzikte Bach’ın İyi Düzenlenmiş Klavye‘si veya resimde Goya gibi eserler bu kategoriye girer. Bu zevk, toplumda “iyi zevk” standardı olarak kabul edilir.
• Orta Sınıf Zevki: Bu zevk, genellikle büyük sanatların küçük eserlerini (örneğin Gershwin’in Rhapsody in Blue‘su gibi) veya şarkıcılık gibi küçük sanatların büyük eserlerini (Jacques Brel gibi) içerir. Orta sınıflarda daha yaygındır.
• ‘Popüler’ Zevk: Bu, en çok işçi sınıfları arasında yaygın olan zevktir. Sanatsal bir iddiası olmayan ve popülerleşme yoluyla değersizleştirilmiş eserlerle karakterize edilir. Mavi Tuna valsi veya Luis Mariano gibi şarkıcıların eserleri bu zevke örnek olarak verilebilir.
Bu fikir neden bu kadar radikaldir? Çünkü kişisel özgürlük inancımıza meydan okur ve zevkin aslında sosyal bir konumlanma aracı olduğunu ortaya koyar. Sanat, bizi diğerlerinden ayıran, bizi sınıflandıran en güçlü araçlardan biridir. Dolayısıyla, tüketicilerin seçimine sunulan tüm nesneler arasında, meşru sanat eserlerinden daha sınıflandırıcı olanı yoktur; bu eserler genel olarak ayırt edici olmakla birlikte, türlere, dönemlere, üsluplara, yazarlara vb. göre bölümlere ve alt bölümlere ayrılarak sonsuz sayıda ayrım üretilmesini sağlar.
2. ‘Saf’ Bakış: Elitler Neden ‘Zor’ Sanatı Sever?
Bourdieu’ye göre sanata bakmanın birbiriyle çatışan iki yolu vardır: “saf bakış” ve “naif” ya da “popüler” bakış.
Popüler estetik, sanat eserinin içeriğine, yani neyi temsil ettiğine odaklanır. Sanatın hemen anlaşılır, duygusal olarak sürükleyici olmasını bekler ve genellikle temsilin güzelliğini, temsil edilen şeyin güzelliğiyle yargılar (örneğin, güzel bir gün batımının güzel bir fotoğrafı). Buna karşılık, egemen sınıfın estetiği olan saf bakış, kendini duygu ve işlevden uzaklaştırır. Bunun yerine biçime, üsluba ve temsil tarzına odaklanır. Sanatçının sıradan, hatta çirkin bir şeyden güzel bir şey yaratma yeteneğine değer verir. Bourdieu’nün araştırmasında, katılımcılara neyin güzel bir fotoğraf oluşturacağı sorulmuştur. Popüler seçimler (bir ilk komünyon, bir gün batımı) ile yüksek eğitimli kesimin seçimleri (bir araba kazası, lahanalar, bir ağacın kabuğu) arasındaki karşıtlık, saf bakışın özerkliğini açıkça gösterir. Bu kavram, neden modern ve soyut sanatın, “saf” bakış konusunda eğitilmemiş olanlara genellikle yabancılaştırıcı geldiğini de açıklar.
3. Nasıl Öğrendiğiniz, Ne Bildiğinizden Daha Önemlidir
Bourdieu, kültürel sermayeyi edinilme biçimine göre ikiye ayırır ve bu ayrımın sosyal hayatta ne kadar kritik olduğunu gösterir.
• Miras Alınmış Sermaye: Bu, erken aile yaşamından itibaren zahmetsizce özümsenmiş kültürel bilgidir. Bu şekilde edinilen bilgi, bir rahatlık, doğallık ve özgüven tavrıyla sergilenir. Kişi, kültürü sanki doğuştan gelen bir özelliğiymiş gibi kullanır.
• Edinilmiş (veya Skolastik) Sermaye: Bu, genellikle okulda, bilinçli bir çabayla öğrenilen kültürel bilgidir. Bu bilginin sergileniş tarzı genellikle “pedantça”, “skolastik” veya katıdır; edinilme çabasını ele verir.
Sosyal dünyada, kültürü kullanma tarzı genellikle bilginin kendisinden daha değerlidir. Miras alınmış sermayenin zahmetsiz üslubu, nihai bir ayrıcalık işareti olarak görülürken; skolastik üslup genellikle “iddialı” veya “sonradan görme” olarak küçümsenir. Şövalye de Méré’nin sözleri, zahmetsiz bilginin idealini mükemmel bir şekilde özetler:
‘Bir insanın her şeyi bilmesini, ancak konuşma tarzıyla ders çalıştığına hükmedilmemesini isterdim.’
4. Bedeniniz Bir Sınıf Beyanıdır: Yemek ve Spor Seçimleri
Bourdieu’nün zevk analizi, sanatın ötesine geçerek yemek, spor ve fiziksel görünüm gibi günlük yaşamın alanlarına da uzanır. Yemek tercihlerini ele alalım. İşçi sınıfının öz ve miktar tercihine (ağır, yağlı, bol yiyecekler, samimi bir keyif) karşılık, egemen sınıfın biçim ve hafiflik tercihi vardır (daha yağsız, daha hafif yiyecekler, sunuma ve bolluktan çok sadeliğe değer verme). Spor seçimleri de rastgele değildir; her biri, sınıfa dayalı eğilimleri (habitus) yansıtan derin bir mantığa sahiptir. Bourdieu’nün analizinde bu durum çarpıcı bir şekilde ortaya çıkar:
• Öğretmenlerin aristokratik çileciliği, en az ekonomik maliyetle en fazla sembolik ayrımı—mesafeyi, yüksekliği ve ruhsal yüceliği—sunan dağcılıkta ifadesini bulur.
• İşverenler ise aristokratik görgü kuralları, özel sahaları ve sosyal sermaye biriktirme imkânı sunan golfte benzer bir ayrıcalık arayışı içindedir.
• Serbest meslek sahipleri ve modern yöneticiler gibi kesimlerin sağlık odaklı hedonizmi ise kalabalıklardan uzakta, yatçılık, kayak veya yelken gibi hem maddi hem de kültürel sermaye gerektiren prestijli aktivitelerde kendini gösterir.
Yaşam tarzı ve sağlıkla ilgili bu görünüşte kişisel seçimlerin, sosyal yapılara ne kadar derinlemesine gömülü olduğu ve sosyal dünyadaki konumumuzu sergilemek için nasıl kullanıldığı açıktır.
5. ‘İyi Zevk’in Kaygısı: Orta Sınıf İkilemi
Bourdieu, küçük burjuvazinin (orta sınıf) kültürle olan ilişkisini “kültürel iyi niyet” olarak tanımlar. Bu sınıf, meşru kültüre saygı duyar ve ona sahip olmak ister, ancak egemen sınıfın zahmetsiz aşinalığından yoksundur. Bu durum, bir endişe duygusuna ve aşırı düzeltme veya “fazla çabalama” eğilimine yol açar. Bu durumu açıklayan olgu allodoxia‘dır, yani yanlış yerleştirilmiş inanç. Orta sınıf, orta sınıf kültürünü yüksek kültürle karıştırır. Örneğin, Buffet veya Utrillo gibi sanatçılara duydukları takdir, en seçkin kültürlü kesim tarafından küçümsenir. Bu, orta sınıfı sürekli olarak görünüşleri ve başkalarının yargılarıyla ilgilenen, üstündeki ve altındaki sınıflar arasında sıkışıp kalmış, “iddialı” bir duruma sokar. Bu alıntı, onların görünüşlerle olan mücadelesinin özünü yakalar: Nesnel olarak egemen olunan bir durum ile egemen değerlere sözde katılım arasındaki tüm çelişkilerle parçalanmış olan küçük burjuva, başkalarına sunduğu görünüşün ve onların bu görünüş hakkındaki yargılarının hayaletiyle yaşar.
Zevkinizin Gerçek Dili
Kısacası, Bourdieu’nün bize gösterdiği gibi, zevklerimiz rastgele değildir. Aksine, sosyal yörüngemizi ve konumumuzu ifade eden tutarlı bir sistem (habitus) oluştururlar. Beğenilerimiz, farkında olsak da olmasak da bizi sürekli olarak sınıflandıran sözsüz bir iletişim biçimidir.
Peki, bir dahaki sefere bir film seçtiğinizde, bir yemeği arzuladığınızda veya bir müzik parçasını sevdiğinizde kendinize sorun: Bu zevk aslında sizin hakkınızda, sizin bilmediğiniz neyi anlatıyor?
Yazar Hakkında

Sosyoloji alanında doktora çalışmalarını sürdüren yazarın akademik ilgi alanları arasında; göç, kimlik inşası; entegrasyon süreçleri, ilişkisel sosyoloji ve nitel araştırma yöntemleri yer almaktadır.

DergiPark Profili için tıklayınız

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir